DENKTAŞ’I ANLAMAK, ALKIŞLAMAK

14 07 2007

Rauf Denktaş 

      Kıbrıs’ın yiğit adamı Denktaş, geçenlerde Aydın’a geldi. Aydınlı, Denktaş’ı bağrına bastı. “Son Gelişmeler ve Kıbrıs” konusunda verdiği konferansı can kulağıyla dinledi. Onu hem alkışladı, hem anladı. Zira, hafızam beni yanıltmıyorsa, “Kıbrıs Türk’tür. Türk kalacaktır.” ana fikrini haykıran ilk mitingler, Aydın’da başlamış, karış karış ülkemin bütün bölgelerine yayılmıştı. Gerisi, bilenen hikâye.
Bilinen hikâye, ya? İstenen hikâye değil!
      Mehmetçiklerimizin zoruyla ortaya konulan çözüm, taraflardan hiçbirini memnun etmiş değil. Bence Kıbrıs Türk’ü, çözüm diye ortaya çıkarılan bu durumdan sonra, tapusu hiçbir devirde Rum veya Yunan adına “tastiklenmemiş” olan ülke topraklarından çoğunu, “haddini bilmezler”e bırakmıştır. Öncesi katliâm acılarıyla dolu olan “Kıbrıs davamız”, kan emmekten başka hünerleri bilinmeyen uygar (!) Yunanlı tarafından, yeniden ateş hattına sürülmek isteniyor. Rum ve Yunan ikilisi, bizim gayretkeşliğimizden olmalı, kendi bölgelerini saldırı amaçlı silâhlarla donatıyor. Dikkat buyrun: Savunmak için değil.
      Fakat bu ikili, dün olduğu gibi bugün de yalnız bırakılmıyor. Tarihin her döneminde, yanında “yandaşlar” buluyor. Aydın’da Denktaş, bu noktaya işaret ediyor ve ekliyor: “Amerika ve İngiltere’nin asıl niyeti uzlaşmak değil, Kıbrıs’a sahip çıkmaktır. Bu nedenle Avrupa Birliği’ne Rumları alarak bu emellerini açığa vuruyorlar.”
      Derken, Kıbrıs’a özel önem veren ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Holbrooke’un çağrısıyla Washington’da toplanan yetkililer, Denktaş ve Klerides’in bir araya getirileceği “Lefkoşa Zirvesi”ne yönelik strateji belirliyorlar. Söz konusu toplantıya Clinton’un özel temsilcisi Richard Beattie’nin yanında, ABD Dışişleri Kıbrıs Özel Temsilcisi James Williams’la Güneydoğu Avrupa Bürosu yetkilileri de katılıyor. Bu toplantıda AB’ye üyelik konusu ele alınıyor, “arayol formülü” üzerinde duruluyor. Formüle göre Denktaş, AB üyelik perspektifine sahip çıkarsa, bunun karşılığında da Rum yönetimi, “Türklerin egemenlik hakkı” ve “dönüşümlü başkanlık” önerilerine yaklaştırılacaktır.
      Bu, yeni bir “tuzak”tan başka bir şey değildir. Çünkü Rumlar, “Barış Harekâtı” öncesi günlerde, Kıbrıs Türk liderlerine “başkan yardımcılığını bile” çok görmüşlerdi. Kaldı ki şimdi dönüşümlü başkanlık sözünde dursunlar. Egemenlik hakkına gelince, zaten bu hakkı Kıbrıs Türk’ü “süngü” ile elde etmiş, çoktan almıştır. Yeniden aynı konuya dönmek, havanda su dövmek değil midir?
      Görüyoruz Denktaş, şimdi çıktığı Türkiye turunda, kendisine fırsat verilen kürsülerde, bıkıp usanmadan bu gerçeği, “domuz tuzağı”nı anlatıyor. Onun sesine kulak vermek, Türkiye’nin şerefidir. Denktaş’ı sadece alkışlamak yetmez, biraz da, hemen her şeyden önce “anlamak” gerekiyor.
      Çünkü Kıbrıs, Türk insanının namusudur. Namus elden giderse, hangi yüzle, kime, nasıl bakarız? Bize umut bağlayanların ümitlerini, “Kafdağı”nın ardında boğmaz mıyız?
      10 Temmuz 1995

      Oyhan Hasan BILDIRKİ