Şimdi Bosnalı’nın yüzünde değilse bile, gönül gözünde “gülücükler” çiçekleniyor. Varsın çiçeklensin! Bosnalı, bu çiçeklere tam üç yıldır hasret. Zira onlar şimdiye kadar, düştükleri ateşlerde “kebap” oldular. Barışın, sözüm ona kardeşlik ve sevginin ateşli havarileri, bu üç yıl boyunca, sadece “kös” dinlediler, dut yemiş bülbül kesildiler. Bosnalı yuvasından, kuzusundan, yurdundan edildi. Su kuyruklarında bile, top yağmurlarına tutuldu. “Hür dünya” nedense, uyanmadı.
Bosnalı yıldı mı?
Hayır!
Sabretti, acılara katlandı, direndi, hazırlandı. Ülkeleri için verdikleri binlerce şehit, geride kalanlarına “meş’ale” oldu. Gaziler yollara düştü, kılavuz oldu. “Cuma harekâtı”yla birlikte, Bosna ordusu şahlandı. “Tavşana kaç, tazıya tut!” ikiyüzlülüğünün acısıyla törpülendi. Müslüman kimliğinin ne demeye geldiğini, mânâ olarak kavradı. Şimdi akın akın “İgman Dağı”na doğru yürüyorlar. Sahipsiz köyün barbarları Sırplar, can telâşındalar. Dalga dalga kaçıyorlar.
Onu bunu bilmem, kim ne derse desin, barışın en sağlam tek dayanağı, bana göre, “güçlü silâh”a sahip olmaktır. Bütün gönlümle kendileriyle beraber olduğum Bosnalı, sonunda zoru başardı. Yalnız kendisine karşı uygulanan silâh ambargosuna rağmen, el yapımı olanlarını üretti. İmdat istedi. Kendi yankısından başka ses, duymadı. BM’nin karakuşî kararlarının bir sonuç getirmediğini, NATO’nun boşuna gevezelik yaptığını anladı. Bu arada hür dünyanın temsilcileri de yaptıkları veya yapacaklarıyla, en güzel mizah hikâyelerini yaya bıraktılar. Sizi bilmem ama ben, ağlamanın ıstırabını yaşarken, gülmenin acısıyla sarsıldım. Bosna’daki savaşı soran çocuklarıma, yüce insanî değerler (!) adına, nice nice yalanlar söyledim, yakıştırmalara sığındım. Uzay çağı da denilen 20. yüzyılın ayıbını, onlardan gizlemeye çalıştım. Fakat Bosnalı, bu çağın ayıbını bütün şiddetiyle yaşadı. AB’sine; NATO’suna, BM’sine rağmen, yaşamak zorunda bırakıldı. Ama, kendine geldi.
Şimdi Sırplar panikte. Bosnalı, millet olabilmenin şerefini yaşıyor. Kuşatma yarıldı, kırıldı. Sırp caniler, daima kendilerine arka çıkan, açıktan destek olan uygar (!) Batılı’ların kucağına sığınabilmenin yollarını arıyor. Derhal bir ateşkesin uygulanması için, çalmadık kapı bırakmıyor. Zira Saraybosna havaalanı çevresinde yoğunlaşan çatışmalar sonucu Barış Gücü askerlerinin terk ettiği, Sırpların kontrolündeki Lukaviça-Trnova-Foça ikmal yolu üzerindeki Krupaç ve Bogatiçi bölgeleri Bosna ordusunun eline geçti. Lukaviça düştüğü an, Saraybosna, İgman Dağı üzerinden dış dünyayla ilk bağlantısını kurmuş olacak.
Bu durum, barbar Sırp’ın daha çok kötek yemesine yol açacak.
Zafere koşan Bosnalı’ya selâm olsun!
26 Haziran 1995
Oyhan Hasan BILDIRKİ




