“Karşımdaki sanki haçlı ordusu
Mızraklısı, kılıçlısı, toplusu
Bense bir başıma, dünya yoksulu
Bir kâğıt, bir kalemle savaşlardayım.” (*)Bosna’da savaş bitti. 1992 yılında, “nisan çiçekleri” açar açmaz, Sırp saldırısıyla başlayan savaş, bir humma gibi yayıldı. Nice nice çiçekleri katletti, vakitsiz soldurdu. Anaların gözyaşları, “sayısız destanlara” satırbaşları yaptırdı. Bu sırada, zamanımız insanının “çağdaş çirkinlikleri” sıralandı, sergilendi. Her türlü yüce değer üstüne söylenen yalanlar, işte nihayet bitti. Fakat bu yalanlar, göğün bütün katlarını “kara yankılar” olarak tuttu, hisse sahiplerinin önüne pay pay düştü.
İşte şimdi Bosna Savaşı “yalan”, Dayton Anlaşması “gerçek”. Balkondakiler sefada. Başkalarının himmetiyle önlerine düşen pay aşkına, yeniden “barış türkülerine” başlamanın hazırlığındalar. Barış, sayelerinde “şerefsizleşti”. Başka bir yerde, bilinmez bir zamanda, ansızın baş gösterecek yeni bir savaşta, bütün dillere “barış türküleri” takılacak. Nutukların bini, yeniden “bir para” değerine düşürülecek.
Tarafların rızasıyla imzalanan anlaşmayı, ABD Başkanı Clinton açıkladı. Anlaşmanın ilk satırları, yürekleri serinletiyor: “Saraybosna bölünmeyecek. Savaş suçluları yargılanacaklar. Bir yıl içinde seçimlere gidilecek.” İyi arkadan gelen yangın, nereden çıktı? Sözüm ona, “Bosna Hersek”in bağımsızlığı tescil edildi. Ama yeni devletin adında “ufak bir değişiklik” yapıldı: Beride Sırp Cumhuriyeti, ötede Bosna-Hırvat Federasyonu. Arada sayısız çıbanlar, çözülmemiş, anlaşmanın “ince ayrıntıları” içinde kendilerine yer bulamamış problemler. Tedavisinden ziyâde “kabuk bağlatılan” yaralar. Haa, az kalsın unutuyordum: Kaldırılan silâh ambargosunu da unutmamak gerek. Kına yaksınlar diye mi, ne?
Pekiyi, yerinden yurdundan edilen “iki milyonu aşkın insan”, hangi umudun şafağına sürüklenecek? Onlar geriye, kendi yurtlarına dönebilecekler mi? Dönerlerse de, mutlu olabilecekler mi? Bıraktıklarını, aynı şekilde bulacaklar mı? Ya da “yeni kinlere, sonsuz öfkelere” yüklenecekler mi? Görüyorsunuz; şimdi Bosna’da yaşamak, sanıldığı kadar kolay değil.
Ya “kıyılan iki yüz elli bin canın” hesabını, kim, nasıl verecek? Sorulsa, verebilecek mi? Yoksa bütün sorular, her zaman olduğu gibi “kem kümlerle” askıya alınacak mı? Gaziler “hatıralarının sonsuz girdaplarında”, bir başlarına kendi kaderlerini yaşamaya terk edilecekler mi?
Bana kalırsa; Bosna’da savaş, bütün şiddetiyle şimdi başlıyor! Bu savaşın galibi, küçük çıkarlar uğruna şerefinden kaybeden “gölgesi büyük insan”lar olabilecek mi? Sözün özü, bütün insanlar, bu olaydan ders alabilecek mi?
Bosna’da savaş bitti! Bakalım, “İrfan’ların umudu” sonsuza kadar sürecek mi?
İşte görüyorsunuz, “Bosna çiçeği” açtı.
Yaraları sarabilene aşkolsun!
Barış, “sen ney mişsin, be?”
1 Aralık 1995Oyhan Hasan BILDIRKİ
* Yusuf BURHAN, TÜRK EDEBİYATI, Kasım 1995
BOSNA ÇİÇEĞİ AÇTI MI?
5 09 2007Yorumlar : » yorum bırak;
Kategoriler : Barış Ne Zaman?, Saraybosna




