SAVAŞIN ACIMASIZ YÜZÜ

20 04 2007

Çeçenistan 

      Savaşı anlatmak zor. Öteden beri insan, yaşadıklarını anlatmakta güçlük çeker. Zaman olur “dil” susar, “kalem” yazmak istemez. Adamın gönlü kararır, bütün sevgileri yakıp yıkarak, “sevimsizliğe” doğru koşar. Bu, yaşanılan zorlukların, ikiyüzlülük, kalleşlik, birbirinin kanına girme ve kahpelikleri görmenin verdiği tabiî bir “sıkıntı”dır. Bu sıkıntı, bizim çağımızın (!) vebâsıdır.
      Dilimizde; “Tasası sana mı düştü?” diye, paylayan, arka çıkmaya çalışanı, hizaya getirmek isteyen bir deyiş var. Biliriz: Elbette ateş, düştüğü yeri yakar. Elbette “sönen ocaklar”, sahipleri kalmasa bile, komşularını üzer. Bu üzülme, “tasa sahibi olma”nın neticesidir. Bizden olsun olmasın, yakında veya uzakta, sayısız ıstırapların hüküm sürdüğü o yerlerde, söndürülen hayatlar, dağıtılan yuvaların hesabını kim verecek? “Olgunlaştığını” kitapların yazdığı, bilgisayarların doğruladığı çağımız insanı, giderek “vahşi”leşiyor mu? Bu vahşileşmenin derecesi, “kudurma noktası”na kadar geldi mi? 21. yüzyıla gidelim derken, 19. yüzyıla mı dönüyoruz. Birincisini ikincisinin takip ettiği, üçüncüsünün de, hemen ikincisinin bitmesiyle yer yer, şurada veya burada başladığı ya da bizim öyle sandığımız dünya savaşları, zavallılığımızın bir nişanı mı? Yani, onca “yaldızlı lâf”ı boşuna mı çiğnedik?
      Afganistan, Bosna, Azerbaycan, Çeçenistan derken, Kuzey Irak’ta da, savaşın sıcak fakat acımasız yüzü, kan döküyor. Henüz devlet olma şuurunun farkında olmadıklarını çok iyi gördüğümüz Kuzey Iraklı komşularımız, birbirlerinin boğazına sarılarak, tükenmez katliâmlara bir yenisini daha eklediler.
      Talabani, Barzani’nin peşinde. Barzani, Talabani’nin derdinde. Tutturmuş Dr. Kemal, kime, neyi anlatıyor? Arada, aynı dili konuşan, aynı dine iman eden “insancıklar”a yazık oluyor.
      Sebep?
      Sebep; acaba Musul-Kerkük petrolü mü? Sebep, acaba bize rağmen, birbirlerine omuz verme, arka çıkma mı? Türkiye’ye bir türlü bitiremedikleri, bitirmeye niyetli de olmadıkları “gözdağı” nağmesi mi? Sebep ne olursa olsun, “meşru mecburiyet”ten doğmadıysa, savaş; bir terbiyesizliktir. Savaş yok olmanın, yok etmenin, ölmenin veya öldürmenin ikinci adresidir. O terbiyesizin utanma bilmeyen yüzünü, yaşadığımız çağda, ülkemizi merkez olarak düşünürsek, bütün sınırlarımızın üstündeki ateş çemberlerinde görüyoruz.
      Görüyoruz ve üzülüyoruz. Savaşın acımasız yüzü, bütün güzel değerleri almış, götürmüş. Köroğlu’nun dediği gibi; “Delik demir çıkınca, mertlik bozulmuş.” Savaşın acımasız yüzü, adımını değdirdiği her yere, “baykuş” gibi tünemiş. Acılara yenileri, daha yenileri sabah akşam, gergef gergef dokunmuş. Olgunluk çağı, falan filân derken, nazara (!) uğratıp hastalandırdığımız çağımızın ayıpları karşısında insan, sormadan edemiyor:
      “ İnsanlık öldü mü?”
      İnsanlık!?
      Öldü mü?
      “Kuzucuklar”ın günahını kim yüklenecek?
      “Söndürülen ocaklar”ın ahı, kimleri tutacak?
      Yaşadıkça, görüp öğreneceğiz.
      24 Ocak 1995

      Oyhan Hasan BILDIRKİ