İlk gün, bütün Türkiye’de hemen herkes nefesini tuttu. Mudanya’da ilgilisi olsun veya olmasın, bütün dünya medyasının temsilcilerinin de bulunduğu, tarihî “Öcalan Davası” başladı. Cam kafesteki Öcalan, “bu defa can kafesini kurtarabilme” düşüncesiyle hareket ediyor. Şehit yakınlarından özür dileyen Öcalan; şayet kendisine fırsat verilirse, Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti için elinden gelen yardım ve hizmetleri yapabileceğini de söylüyor.
Öcalan bu!
Yakalandığı ilk günden bu yana, aynı türküyü söylemeye devam eden Öcalan, şayet bir fırsatını bulursa ya da kendisine bu fırsat sağlanırsa, tükürdüğünü yalamaz da, “milletimize hayırlı hizmetlerde” (!) bulunur. Israrın bu kadarına, değeri çok ucuzlatılmış yüzsüzlüğün bu kadarına pes doğrusu.
Dışardan ve içerden, yukardan ve aşağıdan; üstelik kendilerini aydınlar topluluğunun kutup yıldızları olarak görme cesaretini gösterenlerden birçokları da, “onun bu alçalışını” hayranlıkla seyrediyorlar. Ancak seyretmekle de kalmıyor, temcit pilavı gibi “bu ninnileri” bize yutturmaya kalkışıyorlar. Bu desteklerin şişirdiği “boş teneke”, tangır tungur konuşuyor. Hızını aldıkça, daha da enteresan tekliflerle milletimizin karşısına çıkacağını, ilerideki günlerde hep birlikte göreceğiz.
Öcalan, psikolojik bir hadise. Psikolojik rahatsızlığı olanların en zayıfı. Kudretli olduğunu zannettiği günlerde, kimin kucağını bulduysa, dinlenmek için “o kucağa” oturmuş. Döktüreceklerinden, adını yedisinden yitmişine ülkemin insanlarının tamamının ezbere bildiği “o kucak”lar oldukça rahatsızlar. Bu yüzden olsa gerek, mahkeme heyetinin kararlarının şu veya bu kurum ya da kuruluşların hoşuna gitmeyeceğini bildiklerinden, daha şimdiden “armudun sapını, üzümün çöpünü” aramak için “Ağrı Dağı’nın Zirvesi’ne” ulaşma yarışına soyundular. Efendim, Avrupa ne dermiş? Efendim, DGM’ler?..
Öteden beri, “aynaya bakmayan insanlara” olabildiğince kızarım. Kendi ayıplarını aynada görmenin veya görecek olmanın telâşını yaşayanlar, elbette Öcalan’ı arkalayacaklar. Elbette bu boş tenekenin “zafer kazanması için” koltuk kovaltacaklar.
Fakat, bu konuda milletçe bize düşen iş; koltuk kovaltıcıların tamamını, hiçbirini de kıyıda köşede bırakmamak kaydıyla, en kısa zamanda birer ayna sahibi yapmak olmalıdır. Aynaya bakanlar, gerçekleri gördükçe, belki de ayılırlar, onca “şehit ve gazi”lerimizin sebebi olan bu adam ve çığırtkanlarından eteklerini çekerler.
Hoş, şayet çok istiyorsak, söylediği ninniye umut bağladıysak; Öcalan denilen hastaya herhangi bir mahkeme kapısında, izbe bir köşede “çaycılık görevi” verelim de, bari yüce milletimize hizmet etmenin bahtiyarlığını yaşasın!
Beyaz önlüklü ve elindeki fenerle dolaşan Apo, insana ne kadar keyif verir bilir misiniz?
“Canınız çay mı istedi, ne?”
Bakalım daha bu ayna, neler gösterecek?
Boş teneke, neler neler dillendirecek?
2 Haziran 1999Oyhan Hasan BILDIRKİ
ÇAYCI
27 09 2007Yorumlar : » yorum bırak;
Kategoriler : Serseri, İç Politika




