Lahey’de Kürt Parlamentosu açıldı. Ermeni endamlı, sakalı dizlerinde birkaç iri cüsseli Kürt de, bu sırada ön taraftaki yerlerini aldılar. Eskiden her şeyi kendine dert edinen bizim insanımızda hiçbir “tepki” yok. Ya olayın anlamını kavrayamadılar, ya da yukarıdaki sessizliğe bakıp aldandılar. Zaten büyüklerimiz o sırada, gezmenin derdine düşmüşler, ansızın çıkıveren sıkıntılara katlanmanın zorluklarını yaşıyorlardı.
Böyle bir günde Kürt Parlamentosu açıldı. Hollanda ile ilişkilerimizi “kopma noktasına” getirdik. Büyükelçimizi apar topar merkeze çağırdık. A’dan Z’ye, Hollanda’nın üstüne üstüne gittik. Onlar da boş durmadılar. Açıklama üstüne açıklama çıkartmasına giriştiler. Mevcut yasaları gereği, yapılan toplantıyı yasaklayamayacaklarını belirtiler. Bizi, kandıracaklarını sandılar. Kürtlerin dışında, Türkiye’de yaşayan bazılarına göre bir başka grup, aynı yerde, böyle bir toplantıya kalkışsaydılar, mutlaka Hollanda yasalarının sert duvarlarına çarpardılar. Bin dereden taşınıp getirilen sebeplere dayanarak, diğerlerinin yapacakları toplantıya izin vermezlerdi.
Peki, niçin APO ve adamlarına “evet” dediler?
Çok basit.
Böyle yapmakla Hollandalı, hem Yunanlının ekmeğine yağ sürecek, hem Kürdün arkasını sıvazlayacak, sütten mamul maddelerini onlarla birlikte Ermenilere pazarlayacak, bizim soframıza da “kan doğrayacak”tır.
Hollandalı, dünkü Hollandalı’dır. Bizim zayıf noktalarımızı kollayarak, bizim topraklarımızda açılıverecek olan yeni pazarlarda, parsa toplayacaktır. Kendi Flaman’ını bir kaşık suda boğmaya çalışan Hollandalı, başka hangi amaçla dünya adalet merkezi olan Lahey’de, Kürt Parlamentosuna nanikler yapsın? Elbette bilmezden gelecekler. Elbette yasa masa diyecekler. Kendilerince meşru sebepler üreterek, bizim gönlümüzü almaya çalışacaklar. Bir taşla çok kuş vurma peşinde koşacaklar. Çünkü onların mayasında da “Avrupalılık ruhu” var. Avrupalı bize ne zaman “kaltakça” davranmadı ki?
Benim merakım: “Biz bu Hollanda karşısında ne yapacağız?”dır. Her zaman, her hadisede olduğu gibi “yan gelip yatmak” veya “kulak arkasına atmak”, bu sefer bize çok şey kaybettirecektir.
Derhal, işin kestirmesi neyse, onu yapalım.
Bütün zamanlara şan olsun!
18 Nisan 1995
Oyhan Hasan BILDIRKİ




