Rüyâda mıyız, ne? Bildiğiniz hikâyeyi kısaca özetleyeceğim. Ola ki “arif olanlar anlar” ve işin gereğini tutarlar.
Hun çağında Çinli dostlarımız, bir bahaneye sığınıp bize saldırmak için Mete Han’a elçilerini gönderirler. Önce, Mete Han’dan çok sevdiği atını isterler. Mete, “kurultay”ını toplamadan, “Asya rüzgârlarına eş at”ını verir. Sonra, karısını isterler. Çekincesiz onu da verir. Suratsızda “utanmak” olur mu? Bu defa da “işe yaramaz bir kaya parçası”nı isterler. Mete Han, derhal kurultayı toplar. Olanı biteni anlatır, “çare sorar”. Kurultay üyeleri kırgın. “İki olayda bize danışmadın.” derler. “Şimdi niye fikrimizi soruyorsun?”
Mete Han’ın verdiği karşılık, “oldukça manâlı”.
At ile avrat, benim kendi malımdı. Kaya parçasına gelince, bu milletimin malıdır.
Kurultay sonunda “savaş davulları” çalınır, “Çin Seddi” aşılır.
Beride yakın komşumuz Yunanlıya da, Çinliler “nazar etmiş” olmalı. Onlar da iki arada, bir derede; tam “kriz” anlarımızda, karşımıza dikiliyorlar.
Anlayacağınız; Yunanlı, aynı Yunanlı. Türkiye’nin aleyhine ne bulduysa, onları kendine “millî huy” edinmiş. Kıta sahanlığı, fır hattı, Batı Trakya ve Kıbrıs konuları yetmiyormuş gibi, bu defa da birdenbire, “Kardak Adası”na asker çıkarmış, bayrak dikmişler. Kardak kayalıkları, Bodrum’un önünde yer alıyor. Ada, hukuken bizim. Yani tapusu bizde. Buna rağmen Yunanlı, kendi bildiğini işlemekten “geri kalmıyor”.
Türk Hükümeti, bütün hatlarıyla bu “oldubitti”nin karşısında. Başbakan Tansu Çiller; “Kardak, Türkiye’nin toprağı. Oradaki bayrak indirilmeli, Yunan askeri çekilmeli.” diyerek tepkisini sergiliyor. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Deniz Baykal, haykırıyor: “Kardak Adası’nda Yunanlılara ait hukukî bir durum yoktur. Yunanistan’ın oluşturduğu fiilî durumu kabul etmiyoruz. Müzakere gerekiyor. Yunanistan’a bunu öneriyoruz. Olup bittileri kabul etmiyoruz. En kısa zamanda fiilî durum ortadan kaldırılmalıdır.”
İyi de, nedense “fiilî durumu”, bizden atik davranan Yunan bakanlarından Pangalus, Brüksel’de, NATO zirvesine götürüyor. Ve bütün Yunanlı ilgililere göre; “Türkiye, daima Yunanlılara karşı problem çıkarıyor.”
Fakat, “Doğruların habercisi Tarih”, hiç de Yunanlıya arka çıkmıyor. Türk-Yunan ilişkilerini inceleyenler, iyi bilirler. İlişkilerimizde “ipin ucunu kaçıran”, hep Yunanlı olmuştur. Sonunda da, “bulduğu arkalar yardımı”yla kazançlı çıkmıştır.
Şimdilik benim korkum, “yine aynı yönde”.
Ya biz dostluğun ne olduğunu bilmiyoruz, ya da Yunanlı bu konuda “kendi millî doğruları”nı oynuyor. Neredeyse sayelerinde Kuşadası, Yenihisar, Bodrum sahillerinde bile “yüzmek için” denize giremeyeceğiz. Yunanlı, aramızdaki bütün konularda “kim ne derse desin”, bizden “bir adım” önde. Bu önceliği de bütün tarihi boyunca sürdürmüş ve “hep kazanmış”. Çünkü Yunanlı, bize göre daima atak. Daha dün, yaptıkları taciz uçuşları sonucu düşürdükleri jetimizin hesabını kendilerinden sormadan, işte görüyorsunuz; şimdi de “Kardak Kayalıkları”ndalar.
Ne yapalım? “Savaş mı? Barış mı?”
31 Ocak 1996Oyhan Hasan BILDIRKİ
KARDAK KAYALIKLARI
11 09 2007Yorumlar : » yorum bırak;
Kategoriler : Barış Ne Zaman?, Helenler




