“ÜÇÜNCÜ BAYRAK”

4 08 2007

      Dünden bugüne, değişen bir şey yok!
      Umut bağlayanların “ümitleri”, Allah’a kalmış.
      “… Kadın, Türkiye’ye kavuşabilse idi, kalbindeki Türklük aşkı devam edecek mi idi?
      Birkaç gün sonra Konsolos’a sordum:
      – Bosnalılara ne oldu acaba?
      Dedi ki:
      – İngilizce bilen oğul, bana bıraktığı bazı belgeleri almağa geldi. Kendisi Amerika’ya gitmeğe karar vermiş. Annesi ile ağabeyi Yugoslavya’ya döneceklermiş. Kadını birkaç gün hapiste alakoyduktan salıvermişler.” (*)
      Mesele, “çizgi meselesi”. Görüyorsunuz, çekilen çile hep aynı. Fakat, bütün yüreğimle inandığım bir durum var. Şayet rahmetli Özal olsa idi, bugünkü Bosnalının hali, daha “farklı” olurdu. Çeçenler, dost bir sesin sıcaklığını duyarlardı. Hiç olmazsa, “arka bulma”nın umuduyla yaşarlardı. Elbette, ben de sizin gibi dünyanın dört bir yanından yükselen “tepkiler”in farkındayım. Maalesef bu tepkiler, anlı şanlı “dünya liderleri”nin kılını kıpırdatmıyor. İnsanlık ölmüş mü, ne?
      Yok, yok! Henüz insanlık ölmedi ama, “liderlik” denilen “misyon” can çekiştiriyor. “Süleyman’ın mührüne sahip olanlar”, yalnızca lâf üretiyor, dakikada alınacak “karşı tedbirler”e de “sağır sultan” kesiliyorlar. 
      Bütün bunlara rağmen, insan haklarından sorumlu devlet bakanımız Algan Hacaloğlu’nu, gösterdiği cesaretten ötürü alkışlıyorum. Bosna dönüşü, dediklerini dinlemişsinizdir. Üzerinde tekrar durmayacağım. Fakat: “Bosna’ya üçüncü bir bayrak lâzım.” sözü, acilen alınması gereken tedbirlerin en başta geleninin, ne olduğunu kesin ve noksansız olarak anlatmaktadır. Bosnalı, Türkçe bilmese de, “Türk olma” aşkıyla yanan ve Müslüman olan bir topluluğun ifadesidir. İşte bu özelliklerinden dolayı, başlarına “büyük bir belâyı” satın aldılar. Onlara bugün yardım etmeyeceksek, ne zaman yapacağız? Unutmayalım ki, şimdiki işimizi sonraya bırakırsak, “yarın diye bir şeyin olmadığını” çok acı bir biçimde anlayacağız. Yavaş yavaş bir de bakacağız, sıra bize gelmiş. İşte o zaman biz, hangi kapıyı çalacağız?
      Nasıl dikilecekse Bosna’ya, “üçüncü bayrak”ı öyle çekelim. Türkiye, bunu dünyaya rağmen tek başına yapabilecek güçtedir. Yeter ki silkinelim ve kararlı olalım. Bunu yaptığımız gün: “Ah, dobro s taro Tursko vreme!” (**) diyen Sırpların da “Türk hasretini” dindireceğiz.
      Sonuçta da Bosna-Hersek’e ve diğer komşularına “gerçek barış”ın geldiğini göreceğiz.  Başarabilirsek, bu durum, dostumuz Yunanlıyı da yanımıza çekecektir.
      Bu, az şey midir?
      Bırakalım BM’yi, NATO’yu, AB’yi… Onlar, ne yaparsanız yapınız, ayakları suya ermeyeceği için kendi “nâr”larına yansınlar.
      4 Ağustos 1995

      Oyhan Hasan BILDIRKİ

       * Adile AYDA, Türk Edebiyatı Dergisi, Ağustos 1983
      ** (Ah, Türkler zamanındaki eski mutlu günler!)