SONSUZ KOŞU

25 09 2007

      Sayın Cumhurbaşkanımız Demirel, “sonsuz koşu”da!
      İçerideki cambazlarımız, “birbirlerini alt etmenin çarelerini” ararlarken, O, küçük ayrıntıların peşinde. Dün; Özbek diyârında, bütün şimşekleri üzerine çekerken, şimdi İran yollarında.  Boğuşanların unuttuklarını “toplamakla” meşgul. Bilerek çıktığı yolda, “kaybeder gibi olduklarımızı” kazanmanın çarelerini arıyor. Bu yolda da, “yemediği taş” kalmadı.
      O’nun nüktedan tarafını çok iyi biliyorsunuz. Sonuçta Rus Petrolü olarak “Boğazlar”ımızdan geçecek olan “neft” için, oldukça mânidâr konuşuyor: “Rus petrolünü boğazımızdan geçirtmeyiz.”
      Rusya Federasyonu ayakta. Yöneticileri; “Ah, Amerika desteği olmasa!” diye diş gıcırdatıyor. Fakat ne iktidarımızda, ne muhalefetimizde, hakkımızda tezgâhlanan oyunlara karşı yankı var. Hadi milletçe biz “tepkisiz” olup çıktık ama “saygıdeğer vekillerimize” ne oluyor? Haklarımızın takipçisi kim? Onlar değil mi?
      “Bakü-Ceyhan petrol boru hattı”, hikâyeleşti. Zaferi, başkalarıyla paylaşmak istemeyenlerin heyecanı, diğerlerini de “gaflete boğdu”. Kendi paramızla, kendi projemizle cümle âleme rezil olduk. Kendi bindiğimiz dalı, fütursuzca kestik, kesebildik. Dal yere inince de, şaşkınlığımızdan olmalı, “işin peşini” bırakıverdik.
      Fakat, işte bırakmayan biri var: Sayın Cumhurbaşkanımız Demirel, konunun hakkını olanca ağırlığıyla veriyor. Varsın, vekillerimiz “tıs” geçsin. Zaten onlar, neyin umurundalar ki?
      “Sıkıştıranı, sıkıştıracaksın.”
      Dış politikada zafer kazanmanın en kestirme yolu, bu. Bu yolu yok sayarsanız, hiçbir zafere imza atamazsınız. Sayın Demirel, bunun farkında. Durmadı, “Özbek diyârı”na uçtu. İslâm Kerimoğlu ile buluştu, dirsek temasına geçti. İnandıklarını sıraladı, umduklarını da aldı. Özbeklerle imzaladığımız “Ebedî Dostluk Anlaşması”, bunun en canlı örneklerindendir. Aslında bu, Rusya Federasyonu’nu arkasından sıkıştırmaktır. Sıkıştırılan, iğnenin kendisine battığına kanaat getirince, bütün dünyayı ayağa kaldırma savaşı veriyor. Beride, bir Cumhurbaşkanımız ayakta! Dışındakiler, “Ali Cengiz oyunları” bayramındalar. Yüreğim varmıyor ama, söylemeden geçemeyeceğim. Herhalde içlerinden çoğu için, Kazak veya Azeri petrolleri Türkiye’den, fakat bizim topraklarımızdan geçse ne fark eder? Amaç; petrolü ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaksa, ha Boğazlar’dan geçmiş, ha Yunanistan’dan Ege’ye taşınmış, ne yazar?
      Tarihin önümüze çıkardığı fırsatları, elimizden kaçırıyor gibiyiz. “Gibisi fazla”, kaçırdık gitti bile. Fakat Sayın Cumhurbaşkanımız Demirel’den umutluyuz. O, “gaflette” değil. Yakaladığı fırsatı, lehimize dönüştürebilmenin savaşına soyunmuş. Bu yüzden, çıktığı sonsuz koşuyu sürdürüyor. Sürdürmeli de! Çünkü, “elimizden uçup gidenleri”, içeride birbirlerini yok etme cambazlığına yatanlar, geri getiremezler. Onlar birbirlerini yeme değil de, “temiz eller” sevdasındalar. Bu sevda, ateşi diğer bacaları sarmadan bitse de milletimizin dertlerinin “halli”ne dönebilseler. Umudumuz, ümidimiz bu!
      Yoksa, “rahmetli Özal’ın yalnızlığı”, Sayın Cumhurbaşkanımız Demirel’e de “kader olup çıkar!” Korkularım gerçekleşirse, Özbeklerle imzalanan “Ebedî Dostluk Anlaşması”nın, ne önemi kalır? Endişem, bu noktada düğümleniyor.
      15 Mayıs 1996

      Oyhan Hasan BILDIRKİ