YALNIZ KURT

19 09 2007

      İlk defa “Çeçen olmadığıma” sevindim.
      İlk defa da “Çeçen olmadığıma” üzüldüm.
      Çelişkiyi görüyorsunuz değil mi? Ama bu çelişki, benim ikilemlerimden, kararsızlığımdan doğmuyor. Bu çelişki, 21. yüzyıla adım adım yayılan bir “lekenin genel adı” olmalı. Umut bağladığımız bu çağ, “hasta”. Bu çağ, doğmadan, doğmadan “ölümcül yataklara” düşecek gibi. Önceki yüzyılın bütün artıkları, onun tarlasına “fitne tohumları” olarak ekildi gitti. İnsanlık, baştan yanlış yaptı. Yanlışlıklarından da döneceği yok.
      Çeçenler, yapayalnız! Bazılarını, daha doğrusu bizimkileri dışlarsak, Çeçenlerin kimsesi yok. “Hürriyetin bezirgânları” hangi delikte yumak oldular da ortalıkta gözükmüyorlar? Özgürlük üzerine “ağıt yakma”, moda olmaktan çıktı. Artık “hürriyet şairleri”nin yüreği sızlıyor. Hürriyet, “kan emici”lerin insafına bırakılmış. Bizi saran şafakların rengi değişmiş.              
      Ama siz, bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen Salman Raduyev’i unutabilir misiniz? “Kızılyar Baskını”nı, bu baskının dayandığı ana fikri, “Pernomaskaya katliâmı”nı görmezden gelebilir misiniz?   Salman Raduyev, “Çeçen umut şafağının üçüncü basamağı”dır. Dudayev’den sonra Şamil, daha sonra Salman. Canavarın hıncına göğüs geren basamaklar tükenip kırılacağına, ardı sıra birer birer yükseliyor. Yükselişin sırrı, “hürriyete duyulan iman” olmalı. Zaten “imansız medeniyet” vahşet demektir. Okuduğumuz tarih, bu vahşetin özetleriyle dolu. Doluluk, anlayışı kıt olanlar için sadece “yaprakların çoğalışı”nı hızlandırmış. “Vahşet, okkayla ölçülecek hale” gelmiş.
      Büyük çoğunluk, suspus. Akıl danelerimiz, kelimelerin tuzağına sığınıyor. Domuzuna, “aydınlık kapılar” arayacaklarına, “durumun dumanlanması için” çanak tutuyorlar. Büyük çoğunluk, her zaman olduğu gibi, bu defa da uyutuluyor. “Aman ha, fincancı katırları ürkmesin!” Ürkerse, düzen bozulur. İyi kötü bölüştüğümüz helvamız acılaşır. Keyfimiz kaçar.
      Yine de bazılarına aşk olsun! “Yalnız Kurt”u, yalnız bırakmadılar. Sokaklara çıkabilme cesaretini gösterdiler. Karşıda olanlara, “anlayacakları dilden cevap” ulaştırdılar. “Avrasya”, yönetenlerimizin gafleti sonucu, “Karadeniz’de çakıp söndü”. Tahterevalli, çift taraflı olarak gelip gitti. Denge, her iki tarafın baskısına maruz kaldı.
      İşte bu yüzden, ilk defadır “Çeçen olmadığıma” sevindim. Şükür, Çeçen olmadığımız için, bizim “arkamız” çok. Dostumuz sayısız. Kim bize yan bakabilir? İşte bu yüzden de ilk defadır “Çeçen olmadığıma” üzüldüm. Çünkü, onların yanı başında yer alanlar, sayılarının azlığına bakmadan, sokağa dökülebiliyorlar. Fakat bizim, kimimiz var? Biz, “hasretin tarihini yazmış” bir milletiz.
      “Yalnız Kurt, bir efsane!”
      Yalnız Kurt, yaşayan tarih. Hem de seveni, sayanı olan bir tarih. Keşke biz de böyle bir tarihe sahip çıkabilseydik!..
      Çıkabilseydik? Birçok şeyin değiştiğini görürdük.
      Çıkabilseydik, İsa Yusuf Alptekin merhumu “bölücü” olarak suçlama gafletine düşmezdik.
      Yalnız Kurt, bir efsane!
      Fakat yaşıyor. Sonsuza kadar da yaşayacak.
      Seveni, sayanı olmak; fena mı?
      Çeçenlere “hür şafaklar” dilerim.         
      26 Mart 1996

      Oyhan Hasan BILDIRKİ


İşlemler

Bilgi

Yorum yapın