Günümüz Türkiye’sinde gündeminin özü, demokrasi. Zamanınızı almak istemiyorum. Hoş, zaten bu iki konu üzerinde açıkça duran, düşünce üreten de yok. Yöneticilerimizin ve yetişkinlerimizin tamamı, hazırda olanı tüketip harcamakta birbirleriyle yarışıyorlar. A’dan Z’ye toplumun bütün kesimlerinde “işin kolayına yatma”, açıkçası “malı götürme” anlayışı var. Aynadaki görüntü, korkunç. Birilerini düştüğü belâdan kurtarmak için, ülke bütünlüğünü, milletin birliğini tehlikeye atmaktan çekinmiyoruz. Bunları yaparken de, en göz alıcı şaldan biçilip dikilmiş olan “demokrat elbisemizin ütüsüne bile” dikkat etmiyoruz.
Temel cümle, esprilerin en güzeli: Demokrasi, halkın kendi kendini yönetmesidir. Ancak; bu kendi kendini yönetmenin, halkoyuyla işbaşına getirilen temsilciler aracılığıyla olduğunu da asla unutmayalım. Burada bir gariplik var ama, çözebilene aşk olsun demekten başka ne yapabiliriz? Herhalde Costa Rica’da, doğrudan yönetim biçimi hayata geçirilmiş olmalı ki, dışişleri bakanımızdan rivâyetle, başbakanımızın bu fikirde olduğunu öğrendik. Demokrat ülke diye tarif edilen Costa Rica’dan, bir arkadaşıma bahsedince, o, hiç duraksamadan bana sordu:
Bu Costa Rica (Kostarika) dediğin yer, Söke’den büyük mü?
Sorudaki alaycı yaklaşımdan; ülkeler, toprak veya nüfus oranlarıyla büyüdükçe demokrasinin zorlaştığını anlıyoruz. İşin özü; haritada bir nokta olursan, demokrasi var. Fakat noktaları sıralayıp büyütürseniz, bu defa demokrasinin açmazlarıyla göğüs göğse geliyorsunuz.
“Her işin başı, eğitim.” diyenlere hak vermemek olmaz. Eğitimsizlerin, eğitilmemişlerin boy gösterdiği toplumlar, işte görüyorsunuz, hem maddî, hem de manevî alanlarda karanlığa yakalanıyorlar. Bu öyle bir karanlık ki, yakasını ele geçirdiği toplumları, belki de ciğeri on para etmeyecek olanların güdümüne sokuveriyor. Bu sonuç, korkunç değil de nedir? Böyle bir sonuca katlanmamak için, işin kestirmesini tutup, güzelini yerine getirmek gerekiyor. Bir kere bizde; sahip olduğumuz toplam nüfus oranında “demokrasi anlayışı” ve o kadar da çok birbiriyle tezada düşen “demokratlarımız” var. Demokrasinin öncelikle bir eğitim işi olduğuna inanıyorsak, demokrasinin gerçek tarifinde birleşip, hiç vakit geçirmeden bu noktadan başlayarak, önce demokratlarımız başta olmak üzere, bütün millete, demokrasinin ne olduğunu tez elden, yeni baştan öğretmeliyiz. Sözlüğe yazmakla, uğrunda koca koca kitaplar basmakla, gerekli yerlerde de ona buna dersini vermekle “demokrasi” olmuyor, öğretilemiyor. Hepimiz çok iyi biliriz: “Kokmuş çorap” adamı rezil eder. Üşenmeyip de işe ayaklardan başlasak, o güzelim ayakkabıların içinde ne kadar da çok kokmuş çorabın olduğunu görünce, keyfimiz kaçacak, sağlığımız bile bozulacaktır.
Görür gibi oluyorum: Kokmuş çorap örneğinin, demokrasi ile ne ilgisi var, der gibisiniz. Ateşin üstündeki közü aralarsanız, altındaki yangını görürsünüz. Adama bakıyorsunuz, demokrasiyi anlatırken; ağzından bal akıyor. Dinledikleriniz karşısında bayılıyorsunuz. Beride, aynı adama, bu defa bir başka “arena”da rastlıyorsunuz. O güzellikler, o canım incelikler bitmiş, ortalık “budaklı kütüklere” kalmış. Şaşırıyorsunuz, şaşırıyorsunuz!
“Demokrat olmak”, her babayiğidin harcı değil, er babayiğidin harcıdır. Eğitimle biz, işe tersinden başlayacak; “er babayiğidin” bildiği, benimsediği, uğrunda ölümü bile göze almaktan çekinmediği, insanı kucaklayan bir demokrasi anlayışını, A’dan Z’ye, her babayiğidimize öğreteceğiz. İşin neresinde, hangi ölçüde sınırlama yapılacaksa, hangi noktadan sonra suç dediğimiz “eylem”ler ortaya çıkacaksa, bunlar da açık seçik ortaya konmalıdır.
Sahi, biz neden bahsediyoruz?
Aslında demokrat olmak, adam olmak demek değil midir?
27 Eylül 2000Oyhan Hasan BILDIRKİ
DEMOKRAT OLMAK
28 09 2007Yorumlar : 1 Yorum »
Kategoriler : Demokrasi, Türkiye




