Türk olmanın gururunu, doya doya, çekincesiz, hiçbir güçten korkmadan yaşamalıyız. Buna hem bizim, hem dışımızda bize umut bağlayanların ihtiyacı var. Böyle yaşadığımız ve böyle düşündüğümüz gün, başarı kolaylaşıyor. Bu başarıdan, başkaları da “sebilmiş gibi” faydalanıyor. Hürriyet ve istiklâl güneşi, oralarda da, bizdekine benzer şekilde doğuveriyor. “Türk şafağı”na hasret giden 20. yüzyıl, yenisine bu heyecanla koşuyor. Mayamızdan gelen gücümüzden korkmayalım.
Bosna-Hersek lideri Alia İzzet Begoviç’in “Marko Paşa”sı biziz. Görüyorsunuz, dertlendikçe kapımızı çalıyor. Gönlünü açtıkça, muradına eriyor. Sırp kızı İvana’nın hatıralarını okudunuz mu? Okumadıysanız, kayıptasınız. Bu kız hatıralarında, “beş yüz yıl”dır Türklere duydukları kini kusuyor. “Ah!” diyor, “karşı siperdeki üç yüz kurdu aşamıyoruz. Onları bir yenebilsek, Hırvatlarla Boşnakları düz ederiz.” Onların gözünde, bize yakın olan, milliyeti ve dini ne olursa olsun, Türk’tür. Eh, biz de yakınımızdakilere yardım ediyoruz. Saraybosna semalarında, Sırp mevzilerini bombalayan uçaklar, bizim fantomlarımızın korumasında. Güneşimiz, NATO uçaklarını da kucaklıyor.
Bilmem farkında mısınız? Son hafta Türkiye, uluslararası siyasetin “odak noktası” oldu. Önemli kararlar, bizim liderlerimize “danışılarak” alındı. İyi de yapıldı. Hem sıcak savaşın, hem PKK eşkıyasının beli kırıldı. Kuzey Irak, kendi göbeğini kesmeye hazırlanıyor. Dublin toplantısına, Irak Türkmenleri de katılacak. Saddam’a, Sırplara ve PKK’ya karşı kurulan cephede, “düşünce ve iş” tekleşiyor. Çizgiden çıkanlar, merkezde toplanıyor. Çünkü, benim milletimin sözü, “senet”tir. Verdiği sözü, bedelini çok ağır olarak ödese bile, yerine getiriyor.
Saraybosnalı, çok çekti. Umarım bu kışı, barış içinde geçirecek. Zira hürriyet ve istiklâl, onların da hakkı. Ne var ki savaş meydanında yenilmeyen dostlarımızın, diplomatik alanda desteğe ihtiyaçları var. Onları bu yolda yalnız bırakmayalım. Kuzey Iraklıya sunduğumuz yardımlarımızın, “çok az”ını, oraya da ulaştıralım. Başardığımız gün, “gerçek dost”larımızın sayısı, birdenbire artacaktır. Sözün özü, yaşadığımız coğrafyanın ve mayamızın hakkını vermeliyiz. Bu bizim, “tarihî” görevimizdir.
Azerbaycan’ın İstanbul Başkonsolosu Abdullah Hacaloğlu’na kulak verelim: “Türkiye, Türk dünyasının yetmiş senedir biricik bağımsız devletidir. Yani Allah’ın lütfüyle dünyanın her tarafında, belirli bölgelerde oturan Türklerin ağabeyidir. Bazıları bu ağabey kelimesinden hoşlanmıyorlar. Bu çok kötü bir şeydir. Ancak ağabeyimiz tavrını net olarak ortaya koysun.”
Ağabey, tavrını net olarak ortaya koysun!
İşte o zaman, somurtan dünyanın çehresinde güller açar.
İşte o zaman, “gerçek dostlar”ımız, yolumuzda süpürge olur.
Bizim beklediğimiz, başka ne ki?
12 Eylül 1995Oyhan Hasan BILDIRKİ





SON YORUMLAR