Öküzün kocamışı da, genci de boyunduruktan çekmiştir. Başkalarına, ama hep başkalarına hizmet götüren, nimet dağıtan bu araç, öküzlere yük olmaktan başka ne vermiştir?
Verdiği; yalnızca zulüm ve “övendire” acısı.
Bu acıyı, nedense bazı milletler de bilerek veya farkında olmadan yaşamaya mahkûmlar. Kötü bir kaderi paylaşmakta, koca öküzle yarışıyorlar sanki. Böyle milletlerde, dün “istiklâl” dediğimiz, bugün de “bağımsız” diye “bakımsızlaştırdığımız” bir yüce duygu, dumura uğratılmış. Böyle olunca da, “çorak iklimlerin hüznünü” yaşar olmuşlar. Boyunduruk illetine düşmüşler.
Örnekler, sayılamayacak kadar çok. Barışa adım adım yaklaşan Bosnalı, boyunduruk belâsının ateşini yaşamakta. Yine kendilerini soğuk ve çetin bir kış bekliyor. Sözüm ona Rusya Federasyonu, bu ülkenin “doğalgaz” ihtiyacını karşılayacaktı. Ufukta muhtemel Sırp yenilgisi görülünce, sudan bahanelere yatan Rusya, Bosna-Hersek’e sevk ettiği doğalgaz musluklarını kapattı. Verilen bütün sözler askıya alındı. Eh, bozacının Birleşmiş Milletler gibi bir şıracısı da ortaya çıktı. Neymiş efendim, Rusya’ya verilmesi gereken borçlar, ödenmemiş. “Paraya sıkışan Rusya”, doğalgaz musluklarını kesivermiş.
Bunda, şaşılacak bir şey yok. Fakat, alınacak birçok dersler var. Bosnalıya üzülüyorum. Ne vardı yemeğini pişirmek, ısınmak için Rusya gibi bir boyunduruğa bel bağlamakta? Elinizden alınmak istenen ülkenizde, “baltalık ağaç” mı yok? Petrolsüzlüğünüze, kömürsüzlükte mi eklendi? Çalı-çırpıya hasret misiniz? Elbette bunların hepsi doğru. Ama sistem, baştan yanlış kurulmuş. Siyasi tercihlerine göre, günaşırı karar değiştiren Rusya’ya bel bağlanmış. Şimdi çalışmayan bir sistemin boyunduruğuna takılmışlar. Şayet “takvime bağladık” dedikleri borçlarını ödeyebilirlerse, ki borçlarını ödediklerini söylüyorlar doğalgazın sıcaklığını, yeniden yaşayabilecekler. Aksi olursa, umutlarını bağladıkları sistemin “nar”ına yanacaklar.
Görüyorsunuz; ekonomik istiklâlin olmadığı yerde, neler oluyor? Umulmadık bir zamanda, işin en can alıcı noktasında, hayâllerinizi kurutuveriyorlar. Sözler, senetler, akitler bir işe yaramıyor. Kurulan sistem, “hatıra” olarak saklansa bari! Bildiğim kadarıyla, buna imkân yok. Çünkü insanın tabiatında, “lüzumsuzu yok etmek” gibi bir istek var. Bu istek peşinde, sonsuz kinleri de taşıyor. Kabaran öfke sellerine sistem mi dayanır?
Sözün özü, kendimizden olmayan milletlerle ekonomik konularda “ortaklık” başka şey, onlara “mum olmak” başka şey. Biz, bu gibi durumların acısını çok yaşadık. Belki de bu sebeple Avrupa Birliği’ne “tam ortak” olarak girmeye çalışıyoruz. Aman dikkat edelim, aralık ayı ortasında “kelimelerin tuzağı”na düşmeyelim. “Almadan vermek olmaz”, derler. Kalem kalem alacak ve vereceklerimizin hesabını, çok iyi yapmalıyız. Dökümde sonuç aleyhimize neticelenecekse, dün olduğu gibi “hep kaybedeceksek”, yeni boyunduruklara talip olmayalım. Çünkü şimdi, yeni bir “İstiklâl Savaşı”nı kazanabilecek Atatürk’ümüz yok. Sonra, Tanrı’nın övüp yarattığı bu millete yazık olur. “Leyla Zana kazığını” unutmayalım. Bu şamarın karşılığını vermeliyiz!
17 Kasım 1995Oyhan Hasan BILDIRKİ
“BOYUNDURUK”LAR KIRILMALI MI?”
31 08 2007Yorumlar : 1 Yorum »
Kategoriler : Avrupa Birliği, Türkiye, İç Politika




