BOSNA’DA NELER OLUYOR?

3 07 2007

      Bosna, kan ağlıyor. Balkondan bakanlarda az da olsa bir kıpırdanma var. Fakat bu kıpırdanış, hiç kimseye fayda sağlamayan, “cılız”ın da ötesinde bir kıpırdanma. Saraybosnalıyı yine kan ve gözyaşı dolu günler bekliyor. Onlar umutlarını Allah’a bağlamışlar, başka arka çıkanları yok.
      Başta Saraybosna, Tuzla ve Bihac’ın da bulunduğu, Birleşmiş Milletlerce güvenli bölge ilân edilen, sözüm ona, koruma altına alınan şehirlerde, “sivil halk”ın üzerine, Sırplar tarafından yoğun saldırılar yapılıyor. Dünya yine seyirci kesilmiş durumda bekliyor. 25 Mayıs’ta, 6 NATO uçağı tarafından, Sırpların silâh deposu olarak bilinen Pale, “göstermelik ceza verme” amacıyla olmalı, bombalandı. Başbakanımız, hava akınlarına katılan uçakların arasında, bizim jetlerimizin de yer aldığını, Sırplar üzerine karadan da bir harekâtın yapılması gerektiğini söyledi, gönlümüzü aldı. Kara harekâtı isteğine, henüz bizden başka taraftar çıkmadı.
      Fakat, onca sivilin katledilmesi yetmiyormuş gibi, bu defa da Bosna-Hersek Dışişleri Bakanı İrfan Lubyaniç de, yanındakilerle birlikte, helikopterine düzenlenen bir saldırı sonucunda “şehit” edildi. Merak ediyorum: Sivil hedeflere saldırmak, yeni savaş kurallarından mıdır? Düşman bile olsa, konuya çözüm bulmaya çalışanların katli, Sırplara ne kazandıracaktır?
      Çözüm deyince, aklıma geldi. Rusya Devlet Başkanı Yeltsin, Nato’yu, Sırplar üzerine arada sırada düzenlenen hava akınlarına karşı tehdit etti. Yalnız, bununla da kalmadı. Benzer akınların Bosnalılara da düzenlenmesini istedi. Güler misiniz, ağlar mısınız? Kendi göbeğini kesemeyenlerin dayılanma tavırlarına karşı, yapacak başka şeyler olmalı, değil mi?
      Herhalde bu yüzden olmalı, BM Genel Sekreteri Butros Gali, Sırp saldırılarını durdurmak için, sadece, bütün dünyanın dikkatini çekti. Harekete geçen Nato, Sırp saldırılarını durdurmak için yeni taktikler aramaya başladı. Sırplar da, bütün ekranlarda gördüğümüz gibi, barış gücü askerlerinden rehin aldıklarını, türlü direklere “kelepçeledi”. Bu durum, aslında, bütün dünyanın “ayıbı”dır.
      İşte şimdi, Bosna yine kan ağlıyor. Acılarıyla baş başa, silâhlanmaması için, düşmanına karşı koyma gücünün kırılması için, isteğinin dışında alınan bütün tedbirlerin altında, tek başına yaşama, ayakta kalma savaşı veriyor. Bizim, duadan başka yapacak neyimiz var?
      Sırplar, Bihac’da konuşlandırılmış olan, bir bakıma Bihac’ın sigortası sayılan “Mehmetçik”lerimizi de rehin almaya, türlü direklere kelepçelemeye başlarsa, ne yapacağız?
      Derhal yapılacak işleri düşünmeli, ne olursa olsun, neye varırsa varsın, Bosna’daki tek taraflı katliâmları durdurmak için, var gücümüzle bütün dünyayı ayağa kaldırmalıyız.
      Öyle ya, biz “bütün dünya ile birlikte” hareket etmiyor muyuz?
      2 Haziran 1995

      Oyhan Hasan BILDIRKİ