Kahrolası bir dünyada yaşıyoruz. Tetiği, acemisinin eline bırakmışız. Bu çorabı başımıza, kendimiz örmüşüz. Şimdi de soruyoruz: “Üçüncü dünya savaşı bitti mi?”
Görüyorum; “Hoppala! Bu da nereden çıktı?” diyorsunuz. Anlatayım.
Ben, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra doğdum. Yaklaşık elli yıldır, barış türküleri dinleye dinleye, kulaklarım nasırlaştı. Belki bu sebepten olacak, dünya savaşlarını birbirine karıştırmış olabilirim. Bu sebepten olacak, ne zaman bir “gümbürtü” duysam, yeni yeni dünya savaşlarına yelken açarım. Bu halin suçlusu, ben değilim. Biliyorum, siz de değilsiniz.
Gelin tartışalım. Bana göre İkinci Dünya Savaşı, üçüncüsüne karıştı. Dahası, sonuncusu bitmeden, en sonuncusu başladı. O tarihten bu yana, dünyanın dört bir yanında, kan diz boyu. Ölümlerle zulümler, aynı şekilde devam ediyor. Tahterevalliyi tutanlar, oyunu tek kurallı olarak oynuyorlar. “Haç” ile “Hilâl” kavgası, ikincisinin aleyhine, bitmez tükenmez bir hırsla, sürüp gidiyor. O zamandan günümüze, sadece Müslümanlar kayıpta. Savaşın acı yükünü, nasıl bir insanlığın içine düştüklerinin şaşkınlığını yaşayan zavallı çocuklar çekiyor. Savaş, yalnız o çocukların dünyasını karartıyor. Bombanın en zalimi, zehirli gazların en berbatı, bu çocukların hayâllerinin üzerine yağıyor.
Şimdi soruyorum işte. Siz, üçüncü dünya savaşına bitti gözüyle bakabilir misiniz? Cevabınız evet ise, Bosnalı çocukların feryadını, dudak şapırtısı sanıyorsunuz demektir. Yok, tercihiniz hayır ise, Groznili çocukları tam manasıyla anlamışsınız demektir.
Peki, bu savaşlar ne zaman bitecek? Hangi akıl sahibi, bu kötü gidişe, acımasız kalleşliklere, ansızın arkadan vurmalara, gülücüklerin birdenbire donmasına nihayet verecek? Siz de benim gibi, bir kurtarıcı umudundaysanız, gümbürtülerin arasından koşa koşa önünüze çıkacak bir “Mehdî”yi bekliyorsanız, boşuna yoruluyorsunuz. Zaman hükmünü yürütüyor, siz aldanıyorsunuz. Sizin de kulaklarınız, eninde sonunda, benimkiler gibi nasırlaşacak. Fakat, çocukların göz yaşlarının dinmesinin sebebi olacak, Üçüncü Dünya Savaşı, bir türlü bitmeyecek.
Siz, hiç düşündünüz mü, fikir üstüne fikir ürettiniz mi, şu “meşhur” Birleşmiş Milletler Teşkilâtı, kim için, neye karşı kuruldu? Bu teşkilâtın görevi, işlevi nedir? Saldırganla bombalanan arasında, saldırganın lehine hakemlik yapmak mıdır? Tarafların dostlarından saldırganınkilere “geç”, bombalananınkilere “dur” deme yetkisine sahip, kolluk kuvveti midir? Öyleyse, üçüncü dünya savaşları asla tükenmez, bitmez. Ya NATO’nun görevi? Hava tahmincileri gibi “yalnızca” rapor tutmak mı? Onca birlik veya dirlik ne işe yarıyor? Hangi baltaya sap oluyor?
Bunları, tez elden düşünmek zorundayız. Zira biz, muhteşem bir medeniyetin altında ezilen kahrolası bir dünyada yaşıyoruz. Katlandıklarımıza, “yaşamak” denirse… Yok, bütün bunlardan bize ne diyorsanız, biz keyfimize bakarız, aklımızı peynir ekmekle mi yedik diyorsanız, aldanıyorsunuz demektir. Bakarsınız, barışın demir eldiveni, bir gün olur, sizi de okşayıverir. O zaman, günün uzayıp, “yüzyıl olduğunu” fark edersiniz.
O halde ne yapmalıyız? Kolay. Ya Üçüncü Dünya Savaşı’nı sona erdirmeli, ya hayata gülücüklerle bakan zavallı çocukları, barış türküleriyle aldatmamalıyız.
17 Mart 1995
Oyhan Hasan BILDIRKİ





SON YORUMLAR