“KİLİT”

12 05 2007

      Sınırlarımızın dışındaki uzak veya yakın ülkelerle olan ilişkilerimizi, kilitliyor muyuz, ne? Ya da komşularımızın oyuna mı geliyoruz? Yaşadığımız olaylar, ikinci olabilirliğin daha kuvvetli olduğu gerçeğini akla getiriyor.
      Nasıl mı?
      Onca güzel düşünceyi, önce biz kotarıyoruz. Bunları, düşünce plânında bırakmadığımız gibi, hemen işe dönüştürüyoruz. Fakat, sanki bu konularda baştan hataya düşüyoruz. Haritaya bakıyorum. Üşenmeyin, siz de bakın. Komşumuz Yunanistan’ın, Karadeniz İşbirliği Teşkilâtı’na girişinin sebebini, bir türlü bulamazsınız. Ama himmetimizle, bu teşkilâtın içine, Yunanistan giriveriyor. İnce politikada usta olan Yunanlı, surda açtığı gedikle, yeni yeni fırsatlar yakalıyor. Bize karşı duyduğu kinini, değişik sularda, başka aynalarla yansıtıyor.
      Bu yansımalardan ilki, Türkiye’ye karşı kurulan “Balkan Tuzağı”dır. Geçtiğimiz günlerde Selanik’te yapılan “Yunanistan ve Balkanlarda İşbirliği Konferansı”na, Karadeniz’e kıyısı olan Bulgaristan ve Romanya çağrılırken, Türkiye, yarı balkan ülkesi olmasına rağmen, “temsilci” sıfatıyla da olsa, davet edilmiyor. Ne gam?
      Başbakanımız Tansu Çiller, ülkemizin Avrupa Birliği içinde yer almasını, tarihî bir misyon olarak değerlendirirken, “Türkiye, eğer AB’ye girerse, bu, Batı’dan Doğu’ya barış köprüsü olur. Birliklerin dışında kalan ülkeler, kaybetmeye mahkumlar. Türkiye’nin AB içinde yerini alması, herkes için iyi olacaktır. Bunda kararlıyız.” diyor. Yanı başında ABD’nin açık desteğini buluyor: “Türkiye, Avrupa ile bütünleşmeli.” Bu destek, tek başına yetmiyor. Avrupa’dan da bir başka ses yükseliyor: “Avrupa, Türkiye’nin Gümrük Birliği için formül buldu: Atina, saf dışı.” Avrupa Birliği üyesi ülkeler, Yunanistan’ı saf dışı bırakacak bir Gümrük Birliği formülü geliştiriyorlar. Atina engelinin aşılmaması halinde, söz konusu formüle geçici olarak işlerlik kazandırılacak. Bu formül, Yunanistan yetkililerinin eteklerinin tutuşmasına yetiyor. Yunanistan Cumhurbaşkanı Konstantin Karamanlis, Başbakan Andreas Papandreu’yu, “Başkan bey, başımızı belâya soktuk.” diye fırçalıyor.
      Bütün bu olup bitenler, görüyorsunuz, Avrupa Birliği üyesi olmamıza, Gümrük Birliği’ne girmemize yetmiyor. Dışarıda kaynatılan kazan, içeride bazı “bulantı”lara sebep oluyor. Kimilerine göre, bu birliklere katılmanın bedeli, “yeniden sömürgeleşmek” ve “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”ni kaybetmek olacaktır. Gerçi, bu tuzağın farkında olan Dışişlerimiz, hassasiyetini bütün dünyaya fütursuz bir dille duyuruyor. Üstüne basa basa Karayalçın tarafından yapılan açıklama, yüreklerimize su serpiyor. Güney Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne alınması, şayet KKTC’yi de içine alacaksa, bu oldubittiye asla boyun eğilmeyeceği, böyle bir sonuçla karşılaştığımızda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, Türkiye’ye katılacağı, açıkça, dost düşman, cümle âleme duyuruluyor.
      Şimdilik ortalık toz-duman! Bizi kuşatan, baştan ayağa dört yanımızdan bizi saran kilidi açmak zor. Halbuki, yapılacak iş, oldukça basit. Dünyanın uydusu olup ay gibi “sahte parlayış”larla avunacağımıza, kendi işimize bakalım, kendimize dönelim. Hükümet etme sanatının icracıları olan Bakanlıklarımızı yeniden isimlendirelim. Bu isimlendirmede de, bizi dört yanımızdan kıskıvrak kuşatan kilidi açmak için, mutlaka “Dış Türkler Bakanlığı”nı kuralım. Değişik sularda yüzeceğimize, kendi suyumuzla yıkanalım.
      21 Şubat 1995

      Oyhan Hasan BILDIRKİ


İşlemler

Bilgi

Yorum yapın